Sade hayat, az ile yetinme…

 

 

Doğum günü, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, yıl başı, öğretmeler günü gibi şeylerin tümü kapitalist (tüketimci, küreselleşmeci, yağmacı, hırsız, arsız, hedonist, israfçı) anlayışın ürünlerdir.

 

Bu tuzaklara düşmeyiniz. İnsanlar çok az eşya kullanarak, çok az sayıda gıda ile beslenerek ömür sürebilir. Son 10-10 yıldır “Azla Mutlu Olmak” (Yazan: Francine Jay) felsefesi geniş kitleler tarafından kabul görmeye başladı.

 

Yaşadığımız mekanları kendimiz yaşanamaz hale getiriyoruz. Bazı evler görüyorum. Bunlar, incik-boncuk ve aşırı eşyadan ötürü belediye çöplüğü gibi gelir bana. Duvarların tümünde çerçeveler, her odada onlarca biblo, hiç okunmayan dergiler, kitaplar…

 

2020 yılında sade yaşama geçmeyi deneyin derim. Abartılı mobilyalar, onlarca ayakkabı, onlarca elbise ile huzurlu bir hayat sürdüremezsiniz. Aldığınız her gereksiz eşya dünyanın ham madde kaynaklarının biraz daha tükenmesi demektir.

 

80-100 sene önce Anadolu’daki insanlar günlük yaşamlarında 20-30 eşyaya sahiptiler. 1980’lerden sonra ipin ucunu iyice kaçırdık. Gördüğümüz her şeyi satın alıp evlere yığmaya başladık. Her sene kaban değiştirdik. Sıklıkla  mobilya yeniledik.

 

Dünyanın en zengin insanları 20 yıllık otomobil kullanırken, 15 yıllık palto giyerken bizler iyice hedonist olduk. Sonuçta geldiğimiz yer 460 milyar dolar kadar dış borç, 300 milyar dolar kadar iç borç (finans kurumlarına olan kredi borcumuz).

 

Sadece 80-100 çeşit kişisel eşya ile ömür sürmek mümkündür. Buna minimalizm diyenler de var. Fazla eşyalarınızı fakirlere verebilirsiniz. Dünyada hala 5-6 milyar kadar fakir insan var.

 

Ali Özdemir

http://www.aliozdemir.net

0505 220 83 85

Her türlü plastikten kaçın

 

 

100 yıl kadar önce hayatımızda plastik yoktu. Özelikle 1970’lerden sonra günlük yaşamda kullandığımız tüm eşyalar kanser yapıcı plastik oldu.

 

Bugün gelişmiş AB ülkelerinin çoğunda plastik ya yasak ya da iyice azaltılmış durumdadır. Sadece bazı poşetleri paralı yapmak faydalı bir çözüm değildir.

 

Almanya’da her türlü ürün ambalajı (şişe, kavanoz) depozitoludur (ücretlidir). Yani plastik ya da cam şişelerde minik bir depozito bedeli vardır.  Müşteri boş ambalajı marketlerin önündeki cihazlara atınca makine para ödemektedir.

 

Ben çevreciyim, doğaya saygılıyım, gelecek nesilleri düşünüyorum diyen herkes artık plastik ambalajda satılan hiçbir ürünü satın almasın. Firmalar daha fazla direnemezler.

 

Salça, yoğurt, turşu, sirke, yağ, peynir vb. gibi ürünler plastik kaplarda asla satılamamalı. Zira kimyasal maddeler kısa sürede gıdaya geçmektedir.

 

Günlük hayatta 5-7 çeşit plastik malzeme kullanılıyor. Bunların bazılarının zararsız olduğunu söyleyenler doğrudan yana değiller. Plastiğin her çeşidi sağlığa zararlıdır.

 

Satın aldığınız her ürünün cam, kağıt, metal ya da ahşap olmasını talep ediniz. Teneke ambalajların iç kısmına sürülmüş olan vernik (cila) de son derece zararlıdır. O nedenle vernikli teneke kutuda hiçbir ürün almayınız.

 

Son 20 yıldır bir de plastik şişe kapağı toplama “modası” yayıldı. Bu tuzağa düşmeyiniz. Aldatmayı ilke edinmiş firmalar cam/plastik şişenin tümünü toplamak maliyetli olduğundan insanlara kapak toplatarak çevreci oldukları yalanını empoze ediyorlar.

 

Devletimiz plastiği tamamen yasaklamalı, halkımız da bu konuda gayret içinde olmalıdır. Plastik hiçbir eşyayı, ürünü (tabak, şişe, kap, oyuncak, poşet vb.) kullanmayın derim.

 

Bunları yazdığım için ukala diyenler olacaktır. Kimyager, çevre mühendisi, hekim değilim. Ama plastiğin son derece zararlı bir madde olduğunu vurgulamak da suç olmasa gerek.

 

 

Ali Özdemir

Eğitimci-Yazar

www.aliozdemir.net

0505 220 83 85

erdemyayinevi@gmail.com

13.01.2020

 

Yazmak

 

 

Bütün eylemler yazı ile başlar. Yazı, çağlar boyunca insanlığa eşlik etmiştir. Çizgiler, şekiller, resimler de yazıdır. Fotoğraflar da yazıdır bakmasını bilen için.

 

Yazıdan uzak duran uluslar tarihte güçlü iz bırakamadan yok olup gitmiştir.

 

Bir insan yazı ile hemhal oldukça büyür, belirginleşir. Yazmayanlar gölge, silüet gibi bu dünyadan gelip giderler.

 

Yazmak, yazabilmek için çok okumak gerekir. Profesör bile olabilirsiniz. Okuyan bir kimse değilseniz yazar olamazsınız.

 

Yazmayanlar iyi hatip de olamazlar. Zira onların söz söyleme yetileri gelişmez.

 

Harflerle dost olamıyorsanız siz hiç bir şey üretemezsiniz.

 

Okullar insanlara harfleri, kelimeleri sevdirmedikçe ileri, medeni millet olunamaz.

 

Ana dilini bilmeyen, öğrenmeyenler başka dilleri de asla öğrenemezler.

 

Çevrenize bir bakın. Çoğu insan artık 100-200 kelime ile konuşuyor. İmla kurallarını bilen de kalmadı.

 

Her ilçeye üniversite açtık. Yaldızlı diplomaları düğün davetiyesi gibi dağıttık. Ama kalite öldü.

 

Doktora yapanlar bile ana dilini konuşup yazamaz oldu.

 

Plaza dili, vasat dizi aksanı, sosyal medya cikcikleri sahte bir kültür dünyası kurdu.

 

Bütün dünya günün 24 saati Facebook, Twitter, Instagram, Google arasına sıkıştırıldı.

 

Bu gidişatın bizi yok oluşa sürüklediğini dile getirenlere de dinozor diyorlar.

 

Yazıdan, bilimden, kuramdan, harflerden kopanlar yavan bir dünya meydana getirdiler.

 

Toplumun sadece yüzde 1’i faydalı kitapları okuyor.

 

Kullandığımız 50 kadar temel eşya Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore, Tayland üretimi.

 

Yerli malı sebze bile kalmadı. Tohumlar ithal.

 

Bu gidişe dur demeliyiz. Her hanede günde en az 1-2 saat herkes okuma, yazma yapmalı.

 

 

Ali Özdemir

http://www.aliozdemir.net

Hangi kitap şifalı ola acep?

 

 

Her yıl milyonlarca çeşitte kitap yazılıp yayınlanmakta. İnsan bazen hangi eseri okuyacağını bilemez oluyor… Kütüphanelerde, kitapçılarda ve web ortamında (e-kitap) okunmayı bekleyen binlerce kitap var.

 

İnsanoğlu ortalama 25 bin gün yaşıyor. İlk 10 yılı ihmal edersek geriye 20 bin gün kadar bir zaman dilimi kalıyor. İki günde bir kitap okumuş olsak bile 10 bin eseri geçemiyoruz.

 

Dünyanın en büyük kitaplığında (ABD – Kongre Kütüphanesi) ise 38 milyon adet eser var. Bunca büyük bir okyanustan bir çay kaşığı tadabilmek nasıl bir huzurdur anlatmak için kelimeler yetmez.

 

Boş vakitlerde kitap okunmaz; boş zamanda boş boş oturulur. Kitap boş vakitte ilgilenilen bir uğraş değildir. Kitapların insana verdiği bilgeliğin çok az farkında ne yazık ki…

 

Yüzyıllardır Anadolu topraklarında bulunan Türk milleti şifahi kültürden yazılı kültüre bir türlü adım atamamıştır. Kitaplar evlerde, duvarlarda, raflarda dekor, süs eşyası olmanın ötesine geçemiyor hala…

 

Çevremde ne yazık ki kitaplardan, harflerden, kelimelerden, kültürden söz açabileceğim pek arkadaşım yok. Varsa yoksa “diziler, futbol geyikleri, çelik jant, dijital klima, son model telefon, web cikcikleri, yeme-içme, uyuma” gündelik hayatı kaplıyor.

 

12-16 sene okula giden evlatlarımıza ne yazık ki okuma, öğrenme merakı kazandıramıyoruz. Üniversite mezunlarımız da kitaba, gazeteye, dergiye elini sürmüyor.

 

20 milyon kadar ailemiz var. Günlük gazete satışı 2 milyon civarı. Kaba bir hesapla 18 milyon eve hiç gazete girmiyor. 123 milyon nüfuslu Japonya’da günde 74 milyon, 82 milyon nüfuslu Almanya’da ise 22 milyon adet gazete satılıyor. Japonya’dan 15, Almanya’dan 10 kat daha az gazete okuduğumuz görülmekte…

 

Ortalama bir evde 1000 kitaplık köşe olması icap etmektedir. Telefona, bilgisayara, televizyona, tütüne 3-10 bin TL veren milyonlarca aile evi için 8-10 bin TL tutarlı kitap almaktan uzak duruyor. Sonra da “Bizim çocuklar hiç ders yapmaz, hiç okumaz” geyikleri.

 

Atalarımız, “Armut dibine düşer, süt neyse kaymak da odur, üzüm üzüme baka baka kararır, anasına bak kızını al” sözlerini boşa etmemişler.

 

Kitaplardan ayrı yaşayanlardan olmayın…

 

Ali Özdemir

www.aliozdemir.net

21.01.2020

 

 

Yetenekli insanları tanıyalım

 

 

20 gün kadar önce bir kişi beni aradı. Kendini tanıttı. “Sizi yaklaşık 35 yıldır gıyaben tanıyorum. Ne iş yaptığınızı az-çok biliyorum” dedim.  “Tarım, bahçıvanlık, bitki yetiştirme” konularını içeren 400 sayfalık bilimsel bir eser yayınlamak istiyorum. Yardımcı olur musunuz?” dedi.

 

“Bir Kuruş talep etmeden yardımcı olurum. Düzeltmeleri yapıveririm. Örnek baskıyı bedelsiz yapıveririm” dedim ve iki kez O kişinin iş yerine gittim. 4-5 saat kitabın metinleri üzerinde düzenlemeler yapıverdim. Kitap 2020 yılının Mart ayına doğru okurlara ulaşacak seviyeye gelmiş durumda…

 

  1. yüzyılda bilgiye, endüstriye çok yatırım yapan uluslar çok öne geçmeye başladı. Dünyanın en mutlu, zengin, varlıklı, müreffeh 20 ülkesini yakından incelediğimizde; bunların tümünün her türlü toprak üzerinde dijital/endüstriyel tarım yaptığını görürüz.

 

Almanya’yı hep şöyle tasavvur ederdim: Her şehri fabrikalarla dolu bir ülke… Ancak gidip gördüğümde bu ülkenin her karış toprağının ekili-dikili olduğunu fark ettim. Yani Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya gibi ülkeler tarımı asla bırakmamış durumdalar.

 

Türkiye’de herkes çevre, erozyon, ağaçlandırma, toprağı koruma konuları açılınca, yakın zaman önce vefat eden Hayrettin Karaca’nın adını anar. Bu konularda 40 yıldır gece-gündüz bilimsel çalışmalar yapan bir diğer insan ise Sayın Halit Ulaş Bey’dir (www.ulastarim.com).

 

Toprağı, bitkileri, ağaçları evladı gibi seven, bütün enerjisini bu ülkenin tarımda ilerlemesi için harcayan Halit Bey’in yaptığı işler takdire şayandır.

 

Bolu’da bulunan mütevazı işyeri adeta bir laboratuvar, araştırma merkezi ve akademi gibidir. Tarım ile ilgili makaleler, kitaplar, dergiler, çok güzel biçimde arşivlenmiştir.

 

Üniversitelerde makam işgal eden, gerine gerine “Ben ziraat profesörüyüm” diyen bir çok akademisyen, Halit Bey’in bilgi birikiminin yanında karikatür gibi kalır…

 

Kişisel olarak tarım ile bir bağlantım yok. Yaptığım iş de tarıma çok uzak. Bu konuda en temel bilgilere bile sahip değilim. Sayın Ulaş’ın hazırladığı tarım kitabını baştan sona okuyunca cahilliğimden ötürü çok utandım. İlkokul, ortaokul ve liselerde neden bizlere hiç tarım dersi okutmadılar diye de hayıflandım.

 

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun bir kitabında Türk milletinin çocuklarının sinsi ABD’li eğitim uzmanları tarafından tarım konusunda bilerek cahil bırakıldığını okumuştum. Sayın Halit Bey tarımın tamamen bilime dayalı bir sektör olduğuna ilişkin örnekler anlatınca apışıp kaldım.

 

Ülkemizin tarımı hızlıca küresel şebekenin bir parçası olan dev şirketlerin eline geçiyor. Yakın zamanda elimizdeki topraklar kimyasal kirlilikten, betonlaşmadan sağlıklı ürün veremez olacaktır.

 

Son söz: Halit Ulaş gibi değerli insanlara ve altından daha değerli topraklarımıza sahip çıkmalıyız.

 

Ali Özdemir

www.aliozdemir.net

0505 220 83 85

MAKALE

 

 

 

 

Makaleler

Kitap yayınlamayı düşünüyorsanız bu yazıyı okuyun

VİDEO

Kitap yayınlamak istiyorsanız bu videoyu izleyiniz.

 

 

 

Cahil çok tehlikelidir

35-40 yıldır insanları anlatan kişisel gelişim, psikoloji, sosyoloji, felsefe, sağlıklı yaşam ile ilgili kitapları, makaleleri bıkmadan okuyorum. Bu tetkikler sonucunda edindiğim bilgileri 3 farklı kitaba aktararak topluma da sundum.

YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

İlaç, hekim bilmeden 100 yıl yaşamak mümkün mü?

Dedem Hamdi Özdemir 15 yıl kadar önce 93 yaşında vefat etti. Eczane, hekim, ilaç bilmedi. Köroğlu dağlarının eteğindeki köyümüzde ağırlıklı olarak yoğurt, peynir, tereyağı, kaymak, yumurta, süt, tarhana, …  YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Ledli aydınlatmaya geçmeliyiz

Türkiye’de 18 milyon aile var. 17 milyon temel eğitimde, 3 milyon yüksek öğretimde olmak üzere 20 milyon öğrenci mevcut. 65 bin okul faaliyette. YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Faydalı kitaplar nasıl tespit edilir?

Son yıllarda kitap okuyan insan pek azaldı. Bilgiyle dolmak isteyenlerden sık sık şu soruyu işitiyorum: “Hangi kitap niteliklidir?” Onlara şunları söylüyorum:
1. Köklü, deneyimli yayınevlerinin eserleri tercih edilmelidir.
2. Kitabın baskısı özenli olmalıdır.
3. Kaynakçası ve indeksi bulunmalıdır.
4. Fiyatı makul olmalıdır.
5. Aşırı süslü, şatafatlı olmamalıdır.
6. Yazan kişinin akademik titri, uzmanlığı olmalıdır.
7. Eserde imla hataları olmamalıdır.
8. Dili anlaşılır (yaşayan Türkçe) olmalıdır.
9. Çok ince (az sayfalı) olmamalıdır.
10. Yazı puntosunun büyüklüğü 11-12 olmalıdır.
11. Renkli baskılı eserler daha faydalı olur.
12. Kağıdı krem rengi (enzo) olmalıdır.
13. Propaganda amacıyla yazılmış olmamalıdır.
14. Yazan kişinin az da olsa tanınmış olması gereklidir.
15. Bilimsel olarak kanıtlanmamış tezler içermemelidir.
16. Güvenilir eleştirmenler tarafından önerilmiş olmalıdır.

Bilgisayar teknolojisinin son 30 yılda çok hızlı gelişmesi sayesinde 100 kitap bile okumamış, Türkçe’yi tam bilmeyen, bilgisiz kişiler kitap yazmaya başlamış ve kalite de iyice düşmüştür.

Ot, çöp, fal, burç, yemek, magazin, aşk-meşk kitapları piyasayı istila etmiştir. Kitapçı raflarındaki binlerce kitabın yarısından çoğu incir çekirdeğini doldurmayacak eften püften konuları içermeye başlamıştır.

Nitelikli gazeteci, köşe yazarı, akademisyen sayısında da inanılmaz bir azalma vardır. Rasgele açılmış üniversitelerden alınmış diplomalara da itibar etmemek lazımdır.

Araştırma yapmayı bilmeyen, okumayan insanların yazar olarak karşımıza çıkması kitaplara olan güveni de çok azaltmaktadır.

1-2 haftada çala kalem yazılmış, aşırı reklamı yapılan eserler insanlığa katkı yapmaktan uzaktır.

Sömürgen Batı ülkelerinin sinsi amaçlı STK’larından (vakıf, dernek) burslar, fonlar alarak beyinleri satın alınmış insanların yazdığı eserlere para verilmemelidir.

Okunduğunda insana değer katan, edebi lezzet sunan, yeni pencereler açan eserler yayınlayan kurum sayısı ne yazık ki 20-30 kadar kalmıştır.

 

 

2019 yılında ne öğrenelim?

 

Soğan, ekmek yiyerek yaşayabilirim. Bilimden, teknolojiden bana ne diyorsanız bu yazıyı okumak için zaman ayırmayın.

İnternet arama motorlarından birisine girerek, “kodlama, 3D, endüstri 4.0, STEM, Android, Arduino, mikrodenetleyici, diital, elektronik” yazarsanız karşınıza binlerce site çıkar.

Çocuklarınıza öğretilen bilgilerin yüzde 90’ı 21. yüzyılda onlara ekonomik, sosyal bakımdan bir fayda sağlamayacaktır.

Yazının devamını okumak için buraya tıklayınız.

 

 

 

 

İzzet Baysal’a minnettarım

1985-89 yılları arasında yüksek öğrenimimi yaparken İzzet Baysal Vakfı’nın kurulduğunu öğrendim. İçinde bulunduğum maddi koşulları anlatan bir mektubu Vakfa yolladım. Gelen cevapta burs başvurumun kabul edildiği yazılıydı.

Rahmetli Sayın İzzet Baysal ve Sayın Ahmet Baysal ile bizzat tanıştıktan sonra bir öğrenci için çok büyük bir destek olan aylık bursu almaya başladım.

Üniversitenin 2. sınıfından itibaren 3 yıl boyunca düzenli olarak bursu aldım. Bu sayede eğitimci olabildim. Eğer İzzet Baysal Vakfı maddi destek sunmasaydı okulu bırakma olasılığım vardı…
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

10 yılda Almanya gibi varlıklı olabiliriz


30 yıldır hasbelkader öğrendiklerimi, analizlerimi yazıya döküp gazete, dergi, bülten, web sitesi ve kitaplar aracılığıyla çevremdeki insanlara yani topluma ulaştırmaya çalışıyorum.
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Projeci olmak

Hayata geçirmek, dünyada eser bırakmak, insanlığa hizmet etmek üzerine bir düşünceniz var ise bunu gerçekleştirmek için çeşitli kaynaklardan destek isteyebilirsiniz. Aslında her düşünce bir projedir. Bütün işler önce düşüncede başlar.
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Biz de Başarabiliriz

 

Dünyada bulunan 193 – 216  devlette 8 milyar kadar insan yaşıyor. Bunun 79-80 milyonu, yani yüzde 1’i ise ülkemizde bulunuyor. Gezegenin en büyük 16.-17. ekonomisi olan Türkiye’nin neredeyse 3’te 1’i öğrencilik sürecindedir. 20 milyon temel eğitimde, 7 milyon kadarı ise yüksek öğretimde bilgi – beceri biriktirme peşinde…
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

 

Günde 18 saat dinç olabilmek için

 

Yadırgayanlar olacaktır. Sağlık uzmanı değilim. Bu konuda bir diplomam yok. Yaklaşık 30 yıldır sağlıklı yaşam üzerine bir çok kitap ve makale okudum. Bunların ışığında kendi sentezimi ortaya çıkardım.
Ahmet Rasim Küçükusta, Canan Karatay, Murat Kınıkoğlu, Kenan Demirkol, Ahmet Aydın, Ümit Aktaş, Selahattin Dönmez, Osman Müftüoğlu, İbrahim Adnan Saraçoğlu, Sefa Saygılı vb. gibi uzmanların önerilerinden şunları öğrendim:
1- Günde 2 öğün beslenmek doğru olandır.
2- Her 30 kg beden ağırlığı için ortalama 1 litre sıvı (su, çay, ayran, maden suyu) almak gereklidir.
3- Günde 5 – 10 bin adım atılmalıdır.
4- Günde 6 – 8 saat istirahat edilmelidir (uyunmalıdır).
5- En iyi spor yürüme, hafif tempoda koşma ve yüzmedir.
6- Ambalajlı tüm gıdalarda hile, hurda, katkı, boya, MSG, NBŞ vb. vardır.
7- Bitkisel yağlar (margarin, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, soya yağı, kanola yağı, palm yağı) faydalı değil zararlıdır.
8- Limon, elma sirkesi, üzüm sirkesi, alıç sirkesi, brokoli, maydanoz, lahana, turp, şalgam, havuç, çörek otu, keten tohumu, ceviz, badem, fındık, fıstık, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, kivi, muz, elma, armut, mandalina, portakal, kabak, fasulye, nohut, barbunya, bulgur, chia, nar, ayva, soğan, sarımsak, patates, üzüm, incir, erik, nane, kekik, zerdeçal, zencefil, tarçın, balık, yumurta, yoğurt, zeytin, sızma zeytin yağı, tereyağı, köy tavuğu, bıldırcın, köy hayvanı, ıhlamur, ada çayı, kırmızı biber, bezelye çok faydalı, ilaç niteliğinde gıdalar olarak tanımlanır.
Yaklaşık 30 yıl boyunca soğuk havalarda ciddi bir hastalığa yakalanmadım. Bunun nasıl olduğunu size aktaracağım. Katılmayanlar olabilir. Ben uyguluyorum. Çok faydasını görüyorum.
Bir tencereye temiz su, kaya tuzu, sızma zeytin yağı ya da köy tereyağı, domates salçası, biber salçası, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, sarı mercimek, bulgur, tarhana, köy eriştesi, chia tohumu, bezelye, haşlanmış nohut, soğan, sarımsak, biber, ıspanak, pırasa, havuç, ceviz, domates, işkembe, köy tavuğu eti, temiz işkembe, köy hayvanı eti, kara biber, kırmızı biber, kekik, keten tohumu, çörek otu, yoğurt, nane, kimyon, zerdeçal, sumak, susam vb. koyuyorum. Ortalama olarak çorbada 20-30 farklı çeşit gıda oluyor.
Pişirme işleminden sonra çorbaya limon suyu, elma sirkesi, üzüm sirkesi, alıç sirkesi damlatıyorum. 1-2-3-4 tabak içiyorum. 24 saat cam gibi, komando gibi, jet gibi oluyorum. 24 saat hiçbir şey yemeden durabiliyorum. Sadece limonlu çay içiyorum.
Çorbaya her üründen bir yemek kaşığı kadar koyuyorum. Hatalı bir fikrim varsa iletebilirsiniz.

17.11.2018